28 Haziran 2012 - 06:20

Allah'ın adıyla ''İmam Hamenei’nin dilinden Dr. Şeriati'' başlıklı yazımızın birinci bölümünde Şeriati’ye yapılan zulüm ve haksızlığı anlatmaya çalışmıştık.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Toplumumuzdaki insanların Şeriati‘yi yakından tanımadıkları bir gerçek, Şeriati hakkında olumlu veya olumsuz görüş belirtenler sadece kitaplarını okumanın neticesinde onu değerlendiriyorlar.

Dr. Şeriati’yi kitaplarındaki yanlışlarla onu değerlendirip tanımaya çalışmanın ve onu uzman olmadığı konuları dile getirerek yapmış olduğu hatalarından dolayı kınayıp özelliklerini gölgelemenin doğru olmadığını düşünüyoruz.

Diğer müslüman toplumlar gibi ülkemizdeki müslümanları ve özellikle genç nesli etkilediği gözönünde bulundurulduğunda bunun nedeninin araştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Nitekim onaylamadığımız tarihçilerin kitaplarından da olumlu görüşlerini alıyor mektebe ters düşen noktaları redediyoruz. İmamet, velayet gibi önemli konularda itikat, inanç ve mezhebini onaylamadığımız şahısların lehimize olan görüşlerini iftiharla nakl ederiz.

Dr. Şeriati‘nin genç nesli etkilemesi ve onu insanların bir ideolog olarak görmelerine sebep olan faktör kesinlikle kitaplarındaki hata ve yanlışları değildir. Çünkü basiretli müslümanlar, Dr. Şeriati‘nin kitaplarında verdiği yanlış bilgileri dini kaynaklardan veya uzmanlarından sorup öğrenecek kapasiteye sahiptirler. Dolayısıyla inkilabcı müslümanları dr.Şeriati‘ye yönelten onun bu yönü kesinlikle değildir.

Amacımız sadece Dr.Şeriati‘nin bu özelliğini keşf etmeye çalışmak ve alınacak dersler varsa onları toplumumuza sunmaktır. Mektebi çizgide hata ve yanlışlıkları herkesin kabulüdür.

Şeriati’yi Şeriati yapan onun özellikleridir, hataları değil. Rehberin beyan ettiği gibi onun üstün özellikleri gizli kalmış veya gizli bırakılarak inzivaya sürüklenmiştir.

İmam Hamenei kendisiyle yapılan söyleşide bu yönüne vurgulama yapmasını hem Şeriati‘nin özelliğini beyan etmesinden, hem de ondan önceki mütefekkir ve müceddid sayılabilecek şahsiyetlerle mukayesesinden anlayabiliriz.

Keyhan: Dr. Şeriati’nin ilkleri beyan etmesinde fonksiyonu neydi? Acaba onu İkbal veya Seyyid Cemaleddin Esadabadi ile mukayese edebilirmiyiz?

Elbette ki Şeriati ilkleri beyan edenlerden biriydi. Bunda şüphe etmemek gerek. O “İslam’ın yeni kültür dili ile tanıtılması” projesini ilk dillendirenlerden idi. Bir çokları “mutarakki/ilerici İslam düşüncesini” ondan önce onun anladığı gibi anlamışlardı tabi ki. Ancak İslam’dan anladıklarını günümüz gençliğine veya Şeriati’nin muhatabı olan genç nesil için anlaşılır kavramlar ve tabirler kalıbında beyan edemediler, hakikatları onların diliyle, onların anlayacağı şekilde anlatma başarısını gösteremediler.

Şeriati, “keşf edilmiş ilerici İslam’ın” en yeni meselelerini gündeme taşımada ilklerdendi/öncülerdendi; şöyle ki genç neslin sorularına cevap ve belirsiz noktaları aydınlatmada ilklerdendi. Ama Seyyid Cemaleddin Esadabadi ile mukayese edilemez. Eğer birisi böyle bir mukayese yaparsa İkbal veya Seyyid Esadabadi’yi tanımamış demektir. Merhum Şeriati’nin vefat yıldönümünde Meşhed’de yapılan bir konuşmada hatip, Şeriati’nin, İkbal, Seyyid Esadabadi'den daha üstün olduğunu hatta onlarla mukayese edilemeyeceğini söylüyordu. O zaman bile Şeriati’yi çok iyi tanıyanların kafasında şu itiraz oluşmuştu; Şeriati’yi tanıtırken “ilerici İslam düşüncesinin” önderlerini bu şekilde tahkir etmemek gerekir. Seyyid Cemaleddin “öz İslama dönüşün gerekliliğini” beyan eden ilk mütefekkir, İslam’ın hakimiyetinin gerçekleşmesi gerektiğini, “yeni İslam tefekkürünün ihyasının” zaruretini bütün dünyaya haykıran şahıstı.

Seyyid Cemalettin Esadabadi’nin yaptığı işin neticesinde üç akım/hareket dünyada meydana geldi; a) Hindistan’daki müterakki düşünce hareketi, b) Mısır meterakki düşünce hareketi, bildiğiniz gibi Mısır muterakki İslam hareketi Afrika’daki özgürlük hareketlerinin ilham kaynağı olmuştur. Yalnızca Mısır değil, Fas, Tunus İslami hareketleri ve bütün küzey Afrika’daki özgürlük hareketleri Seyyid Cemaleddin’in dünyaya duyurduğu “öz İslam’a dönüş” hareketinin neticesindeydi. c) İran’da aydınlanma hareketi. Bu üç islami düşünce hareketini Seyyid Cemaleddin Esadabadi dünya çapında meydana getirdi.

O İslam’ın hakimiyetine ve İslam nizamına dönüş düşüncesininin mimarı, meydana getireni ve ilk başlangıcını yapan şahıstı. Bu küçümsenecek birşey değildir. Seyyid Cemaleddin Esadabadi’i başka birisiyle mukayese edilemez. Dünyadaki siyasi mücadelelerde, istikbar/istimar sultasının manasını müslüman alemine ilk beyan eden şahıs o idi. Hatta Seyyid Cemaleddin Esadabadi öncesi müslüman halklar arasında “istimar/sömürü sultası” diye bir kavram tanınmıyordu.

O İran’da, Mısır’da, Türkiye’de, Hindistan’da, Ortadoğu ve Afrika’da, “batının siyasi sömürü sultasını” gündeme getirip müslüman halka tanıtarak halkları böyle bir gerçeğin varlığından haberdar etti. Bildiğiniz gibi o dönem batı isti'mar/sömürü sisteminin başlangıç yıllarıydı, isti'mar sisteminin ortaya çıkışı ve bu bölgelerde yayılışının başlangıcında kimse bunları tanımıyordu, Seyyid Cemaleddin Esadabadi onları tanıtan ilk şahıstı.

Bunlar küçük işler değildir, Seyyid Cemaleddin Esadabadi’nin siyasi mücadelesi, onun etrafında mücadele eden şahıslarla mukayese edilemez. Dolayısıyla Şeriati’nin siyasi fikri mücadelesi Seyyid Cemaleddin Esadabadi ile mukayese edilemez.

İkbal ile mukayesesine gelince, İkbal Lahuri iki hareketin öncüsü ve mimarıdır; birincisi “batı kültürünün egemenliğinden kurtulup öz İslami kültüre dönüş”, diğer bir deyimle “doğu kültürüne dönüşü” gündeme getirdi. Bu daha sonraları İran’da batılılaşma/garbzedegi hastalığından kurtuluş tabirleriyle gündeme gelmiştir. Biliyorsunuz Şeriati’nin “Öze dönüş” diye sunduğu şey, 1930 yıllarında İkbal’ın Hindistan’da mimarı olduğu düşüncedir. İkbal’ın kitapları, Farsça şiirleri hemen hemen hepsi öz İslam'a dönüş ile ilgilidir. Şeriati ve onun gibilerinin gündeme getirdiği “öze dönüş” kavramı onlardan kırk yıl önce Muhammed İkbal tarafından bin beyte yakın şiirlerinde beyan edilmiştir. Bu şiirlerle Pakistan adında bir ulus/halk oluşturdu yani yeni bir coğrafya yarattı. Bu M.İkbal’ın başardığı büyük bir işti. İkincisi, İslam coğrafyası adında bir bölge oluşturdu; müslüman millet adında bir toplum ve Pakistan adında bir devlet. İlk defa -bugünkü Pakistan için- “benim ülkem” meselesini gündeme getiren Asya'da “müslüman millet”adında bir milletin doğmasını sağlayan İkbal’dır. Daha sonraları başa geçenler neler yaptılar ve neler oldu onlarla işimiz yok şimdilik. M.İkbal’ın mücadelesi, onun felsefesi şuydu: Müslümanlar bu yarım adada kelimenin tam manasıyla bir millettir. Bu yeni bir düşünce ve yeni bir hareketti. Bu düşünceyi İkbal’ın beyanlarında, şiirlerinde, kitaplarında görmek mümkündür, bunların bir kısmına “ Müselmanan der Nehzeti Azadi Hind/ Hindistan Özgürlük Hareketinde Müslümanlar” adlı kitabta değindik.

Bakın, M.İkbal böyle bir düşüncenin mimarıdır, bunun ne kadar önemli, ne kadar büyük olduğunu biliyosunuz. Elbette ben asla Şeriati’yi küçümsemek istemiyorum ama merhum doktoru bu şahıslarla mukayese edemeyiz. Bundan dolayı Dr. Şeriati kendisini bu gibi şahsiyetlerin takipcisi biliyor ve kendisini uzaktan İkbal’ın gerçek müridi ve öğrencisi olarak görüyordu. Şeriati’nin İkbal hakkındaki konuşmalarına bakın- bir kaç konuşması “İkbal” adlı bir kitapta toplanmıştır – nasıl aşıkane ve müridane İkbal hakkında konuşuyor. Doktorun dilinden bunları duyan kimse, böyle bir mukayesenin doğru olmadığını anlar.

Rehberin beyanlarından alınması gereken dersler:

-Genç nesilin sorunlarına eğilmek ve gerçekci çözüm üretmek bu asrımızda en önemli görevlerdendir. Özellikle mübelliğ alim/aydın kesimin dikkat etmesi gereken önemli bir hususudur.

-Genç neslin sorularına zamanın şartlarına göre cevap verip onları ikna ederek öz İslam’a yönelmelerini sağlamak gerekir.

- İslam'ı zamanın diliyle beyan etmek, zamanın dili derken edebiyet veya düzgün konuşmak değildir. Zamanın dili, yeni kültür dili, küresel dil, zamanın edebiyat dili, bilimsel dildir

-Yeni ortaya çıkmış sorunlara yeni metodlarla çare bulmalıdır. Genç neslin kafasını meşgul eden problemler “havadis-ul vakia” eski/klasik/geleneksel metodlarla çözülemez.

- Değişimi kabullenmek gerekir, insanlar, toplum ve dünya yüzlerce yıl önce yazılmış kitap ve görüşlerle yönlendirilemez; fıkıhta vefat etmiş müçtehide taklidin caiz olmadığı belirtilir. Bunun sebebi yenilik ve değişimi kabullenmektir. En hassas konu olan fıkıhta bu değişim kabul edilirken, siyaset, kültür, tebliğ, eğitim öğretim gibi konularda yeniliğe gidilmesine karşı gelmek cehalettendir.

İşte Dr.Şeriati’nin bu özelliği kendisini insanlara kabullendirmiştir. Dikkat edilmelidir ki, Dr. Şeriati kendi zamanının sosyo politik yapısını, itikadi ve ahlak durumunu çok iyi okumuş, tebliğ ve konuşmalarını elde ettiği bu gerçekeler üzerine kurmuştur.

Dr. Şeriati kendisinden önceki “mütefekkir ve ilerici İslam anlayış” önderlerini takip edip kendi nesli ve gelecek nesil için öncü olmuştur. Zamanımız alim ve aydın kesim de kendi asrımızdaki düşünen ve ilerici İslam anlayışının öncülerini takip edip İslamı tabliğ etmelidirler. İşte bu Velayet-i fakih sistemidir ve bu sistemin tahakkukunu gerçekleştiren İmam Humeyni(ra) gibi bütün asırların öncüsü olan bir lideri ve onun halefi olan İmam Hamenei gibi alim,arif, müctehid, siyasetci şahsiyeti kabul etmek, takip etmek Dr. Şeriati’nin sahip olduğu bir özelliktir.

Keyhan: Şeriati’nin ruhaniyet/ulema ile ilgili düşünce ve duyguları hakkında çeşitli ve değişik görüşler var- bazen de kasıtlı- Siz doktorla arkadaş ve bir çok noktada hemfikirdiniz bu konuda görüşleriniz nelerdir?

İmam Hamnenei:.......

Devam edecek...

Abdullah Özgür